Depresyon Durumunda Bellek

           Depresyon bir duygu durum bozukluğudur. DSM V tanı kriterlerine göre; depresif duygu durum, anhedoni kesinlikle olmak üzere iştah azalması ya da artması, uyku azalması ya da artması, ajitasyon, yorgunluk, değersizlik hissi, suçluluk, konsantrasyon eksikliği ve intihar eğilimi kriterlerinden en az beşinin en az on beş gün süreyle kişide bulunması gerekmektedir. Depresyon, hafif-orta ve majör olmak üzere iki derecede seviyelendirilmektedir. Depresyonun ilk olarak olarak DSM III ile tanı kriterleri oluşturulmuştur. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre son yıllarda ruhsal bozukluklar hızla artış göstermektedir.

           Her beş kişiden biri hayatının bir döneminde depresyon geçirmektedir. Her 100 kadından altısında, her 100 erkekten üçünde depresyona rastlanmaktadır. Kadınlar erkeklerden iki kat daha fazla depresyona yakalandığı gözlemlenmektedir. (Mete, 2008).

           Depresyon sıklıkla 30’lu yaşlarda görülmektedir ancak yapılan son çalışmaların depresyonun gençler arasında da sıkça görülmeye başlandığını göstermektedir. Tüm çalışmalarda elde edilen sonuçlar, depresyona yakalanma oranının kadınlarda erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Boşanmış, dul veya ayrı yaşayan kadınların depresyon seviyesinin diğer kadınlara oranla daha yüksek olduğu gözlenmektedir (Kaya ve Kaya, 2007).

           Akdeniz ve Gönül (2004) yaptıkları çalışmada kadınların üreme üzerine büyük bir baskıda olduklarını ve kadınların erkeklere oranla üreme çağları boyunca iki kat daha fazla risk altında olduklarını belirtmişlerdir.

           Duyguların bellek üzerindeki etkisini ilk olarak araştıran, bu konuda bizlere anlamlı bulguları ilk olarak veren Bower (1981) bir anlatının duygu tonu, okuyucun duyguları ile aynı fikirde olduğunda, anlatıdakii olayların belirginliği ve hatırlanabilirliği arttırıldığı tespit etti. Ayrıca Bower yaptığı bu çalışmayla duygu ve bilincin birbirinden ayrılamayacağına dikkat çekmiştir.

           Duygular, psikolojideki temel rolüne rağmen yapılan araştırmaların bir çoğunda ihmal edilmiştir. Duygunun, bir his, biliş veyahut bir davranış mı olduğu konusunda günümüzde dahi farklı görüşler olmaktadır. Duygunun bellek üzerindeki etkisinin daha çok otobiyografik bellek üzerine olduğunu, olumsuz duygu durumlarda olumsuz anıların hatırlanırken, olumlu duygu durumlarda olumlu anıların hatırlandığı sonucuna varılmıştır (Er ve ark. 2008).

           Bellek sözlük anlamıyla öğrenilmiş ya da yaşanmış konuları, bunların geçmişle ilgisini bilinçli olarak zihinde saklama gücü olarak tanımlanmıştır. Bellek türleri; duyusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek olmak üzere üçe ayrılır. Bunun yanı sıra uzun süreli bellek, açık ve örtük bellek olmak üzere ikiye ayrılır.

           Bellekte hatırlanma gerçekleşmesi için öncelikle bilgilerin öğrenilmiş ve bellekte yerini almış olması gerekmektedir. Bu süreç, kodlama, depolama ve çağırma (hatırlama) olarak gerçekleşmektedir. Bu sürecin tamamında dikkatin, öğrenilecek bilgiye yoğunlaştırılmış olması gerekmektedir.

           Önceden öğrenilmiş bir bilgiyi hatırlama yetisinin yitirilmesine unutma denir. Unutmanın bir çok sebebi vardır. Öğrenilenlerin kullanılmaması ve stres unutmanın en önemli iki faktörü olarak değerlendirilir.

           Duman ve ark. (2015) yaptıkları çalışmada yaşlılık çağı depresyonuna sahip hastaların, sağlıklı hastalara oranla daha yüksek öznel bellek yakınmaları olduğunu ifade etmiştir. Bu çalışmada öznel bellek yakınmları kavramını unutkanlık yakınması olarak kullanmışlardır. Bu bizlere depresyonun unutkanlığa yol açabileceğini göstermektedir.

           Uzun süreli depresyonda hipokampüste küçülmeler meydana gelebileceği tespit edilmiştir. Bu durum hem öğrenmeyi hem de hatırlamayı güç hale getirmektedir. Bilginin kısa süreli bellekten, uzun süreli belleğe geçisini hipokampüs sağlamaktadır. Yapılan çalışmalar küçülen hipokampüsün antidepresan kullanımı ile yeniden eski işlevselliğine kavuşabileceğini göstermiştir (Berktaş ve ark., 2017).

           Bellek ve depresyon doğrudan bağlantılıdır. Öğrenmenin gerçekleşmesi ve öğrenilen bilginin pekiştirilmesi için seçiçi dikkatin yoğunlaştırılması gerekmektedir. Depresyon hastalarının en temel belirtilerinden biri olan konsantrasyon ve dikkat eksikliği, depresif kişilerde öğrenmeye ve/veya hatırlamaya ket vurmaktadır.


KAYNAKÇA

  • Mete, H. E. (2008). Kronik hastalık ve depresyon. Klinik Psikiyatri11(3), 3-18.
  • Akdeniz, F., ve Gönül, A. S. (2004). Kadınlarda üreme olayları ile depresyon ilişkisi.
  • Er, N., Hosrik, E., Ergün, H., ve Serif, M. (2008). Duygu Durum Degisimlemelerinin Otobiyografik Bellek Üzerindeki Etkileri. Türk Psikoloji Dergisi23(62), 1.
  • Kaya, B., ve Kaya, M. (2007). 1960’lardan Günümüze Depresyonun Epidemiyolojisi, Tarihsel Bir Bakış. Klinik Psikiyatri Dergisi, 10(Supp: 6), 3-10.
  • Bower, G. H. (1981). Mood and memory. American psychologist, 36(2), 129.