Depresyonun Tanımı ve Tanısal Kriterleri

           Günümüz dünyasında insan sağlığını olumsuz anlamda en fazla tehdit eden duygudurum bozukluklarının başında depresyon gelmektedir. Yapılan araştırmalar her beş kişiden birinin hayatı boyunca depresyon geçirdiğini saptamıştır. Ayrıca erkeklerde depresyon sıklığı %3 olarak görülürken bu oran kadınlarda %6 olarak gözükmektedir (Mete, 2008).

           Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı’na (DSM-V) göre depresyon tanıları aşağıdaki gibidir:

“A. Aşağıdakilerden en az 5’inin en az 15 gün süre ile gün boyu bulunması gerekmektedir.

  1. Depresif duygudurum
  2. Anhedoni
  3. İştah azalması ya da artması
  4. Uyku azalması ya da artması
  5. Psikomotor yavaşlama ya da ajitasyon
  6. Enerji azalması, yorgunluk
  7. Suçluluk, değersizlik hissi
  8. Konsantrasyon güçlüğü
  9. İntihar eğilimi

Not: 1 ve 2. kriter mutlaka bulunmalı.

            B. İşlev kaybı vardır.
            C. Bu belirtiler bir madde kullanımı dahilinde gerçekleşmemektedir.
            D. Başka ruhsal hastalıkla açıklanamaz.
            E. Hiçbir zaman bir manik ya da hipomanik nöbet geçirmemiş olmak.”

           Uluslararası Hastalıkların Sınıflandırılması Kitapçığı’na (ICD-10) göre; kişinin hasta, çökkün duygudurum, ilgisizlik, anhedoni, enerji azlığı önemli belirtilerdendir. Enerji azlığı kişinin çabuk yorulmasına yol açar. Sık görülen diğer belirtiler, dikkatin azalması ve dikkati toplayamama, benlik saygısında düşüş, özkıyım düşünceleri, uyku bozukluğu, suçluluk ve değersizlik, iştah artması veya azalması olarak gözükür. ICD’ye göre duygudurum çökkünlüğünün günden güne değişmemesi gerekmektedir. Depresyonun bedensel belirtilerinin en tipik örnekleri, eskiden haz ve zevk veren çevresel olayların artık haz ve zevk vermemesi. Şiddetli iştah ve kilo kaybı, cinsel isteksizlik, sabahları erken uyanamama ve psikomotor işlemlerin yavaşlaması olarak karşımıza çıkar.

           Tüm bu kriterlerin iki sene ya da daha uzun süreli olarak görülmesi kronik depresyon olarak tanımlanmaktadır. Depresif belirtilerin mevsimsel olarak başlayıp – bitmesi durumu mevsimsel affektif bozukluk olarak adlandırılmaktadır. Eğer depresif belirtiler doğumdan 4 hafta sonra başlarsa post partum sendromu (lohusalık depresyonu) denir (Karamustafalıoğlu ve Yumukçal, 2011).

           Yapılan istatistik araştırmalarında depresyonun sık olarak 30’lu yaşlarda ortaya çıktığı görülmektedir ancak son çalışmalar depresyonun gençleri de fazlasıyla etkilemeye başlandığını göstermektedir. Tüm çalışmalardan elde edilen sonuçlar, depresyona yakalanma oranının kadınlarda erkeklere göre daha yüksek olduğunu göstermiştir. Boşanmış, dul veya ayrı yaşayan kadınların depresyon seviyesinin diğer kadınlara oranla daha yüksek olduğu gözlenmektedir (Kaya ve Kaya, 2007). Ayrıca, yapılan bir çalışmada kadınların üreme konusunda büyük bir baskı altında olduklarını ve kadınların bu dönemlerde erkekler kıyasla iki kat daha fazla depresyon riskiyle karşı karşıya kaldıklarını ortaya koymuştur (Akdeniz ve Gönül, 2004).


KAYNAKÇA

Akdeniz, F. ve Gönül, A. S. (2004). Kadınlarda üreme olayları ile depresyon ilişkisi. Klinik Psikiyatri Dergisi, 7(2), 70-74

Karamustafalıoğlu, O., ve Yumrukçal, H. (2011). Depresyon ve anksiyete bozuklukları. Şişli Etfal Hastanesi Tıp Bülteni, 45(2), 65-74.

Mete, H. E. (2008), Kronik hastalık ve depresyon. Klinik Psikiyatri, 11(3), 3-18.