Simgesel bir ifadenin bulunmadığı bir cümle bile sarf etmeyiz. Bu simgecilik ise cinsel karakterin önemli ve ağır bir parçasıdır. Bir kez daha dilimizde eril, dişil ve cinsiyetsiz kelimeler bulunduğu gerçeğine dönmek istiyorum
Karl Abraham, Rüyalar ve Mitler s.29
Karl Abraham’ın Rüyalar ve Mitler kitabını okuduktan sonra Freud’u çok daha iyi anladım. Freud’a rağmen ya da Freud ile birlikte başka türlü psikoloji düşünülemez. Karl Abraham bu kitabında rüyaların mitlerle birçok noktada benzeştiğini ortaya koymuştur. Mitlerin analizinde, rüyaların analizinde kullanılan yolun kullanılabileceğini savunmuştur.
Rüyalar, en kaba tabiriyle bastırılmış arzularımızdır. Özellikle çocukluk zamanında arzu edilen ancak gerçekleştirildiği takdirde toplum tarafından yoğun eleştiriye maruz kalınacak arzular veya yaşanılan yoğun acılar bastırılır. Asla unutulmaz, bilincimiz derinliklerine bilinçaltına gider. Bastırılan bu arzular ve acılar çoğunlukla bir otosansüre uğrayarak rüyalarda açığa çıkar. Bu otosansürden sonra artık rüyalar simgeselleşmiştir. Freud’un rüya analizinin en çok eleştirildiği konu ise bu simgelerin öznel bir şekilde yorumlandığıdır. Ancak Freud ve Abraham’a göre bu simgelerin ve kelimelerin tüm toplumlarda çağrıştırdığı anlam benzerdir.
Bu düşüncenin doğruluğunu onamak için Viyana Psikanaliz Enstitüsünde bir çalışma gerçekleşmiştir. Bu çalışmaya göre 100 üzeri insana bazı kelimeler söylenmiş ve insanlara bu kelimelerin ne çağrıştırdığı sorulmuştur. “İğne, toprak sürmek, mağara, yılan” gibi kelimelerin bulunduğu liste, katılımcıların bir çoğuna cinsellik çağrıştırmış.
Karl Abraham kitabı yazarken bir tartışma havası vermiş. Kendinizi adeta bir münazara ortasında hissediyorsunuz. Freud her dönem eleştirilmiştir ancak Karl bu eleştirilerin hepsini teker teker ele alıp kendi argümanlarıyla çürütme peşinde ki bence bu amacında da gayet başarılı olmuştur.
Mit, bir halkın çocuksu ruhsal yaşamından kalan bir parçadır, rüya ise bireyin mitidir.
Freud o zaman da en çok cinselliğe fazlasıyla önem atfettiği için eleştirilmiştir. Karl bu eleştirilere son derece makul yanıtlar veriyor. Freud’u eleştirenler insanın ruhsal dünyasını en çok etkileyen itkinin hayatta kalma arzusu olduğunu, cinsellik olmadığını söylemişlerdir. Kitapta Karl bu konuya uzun uzun yanıt veriyor.
İnsanın düşüncelerini en iyi ifade biçimi dil iledir. Kullandığı kelimeler, nesnelere atfettiği anlamlar hep dil iledir. Sami-Avrupa dillerinde kelimelere cinsiyet atfedilmiştir ve bu cinsiyet rastgele bir atama usulü ile değil eşyaların çağrıştırdığı cinsel özelliklerine göredir. Almancada küçük çocuklar cinsiyet cinsiyet fark etmeksizin erillik ve dişillikten uzak olan es (o) zamiriyle çağrılırlar. Ancak büyüyüp cinsel olarak olgunlaşmaya başladıklarında cinsiyetlerinin gerektirdiği şekilde çağırılırlar. Avrupa dillerinin bir çoğunda mağara dişil olarak çekimlenirken yılan eril olarak çekimlenir. Buna en belirgin örnek olarak gemiyi verebiliriz. Gemi dişil olarak çekimlenirken savaşçılık gibi eril bir özelliğe sahip savaş gemileri eril olarak çekimlenir. Abraham bu eleştirilere tam da bu örneklerle cevap veriyor ve sonrasında eleştiri sahiplerine soruyor: “Eğer gerçekten sizin dediğiniz gibi ruhsal dünyamıza yön veren en büyük itki hayatta kalma itkisiyse, neden dilde kelimeleri kategorize ederken hayatta kalma itkimize göre değil de cinsel itkimize göre kategorize ediyoruz?”
Kitap, mitlerin de rüyalar gibi benzer simgecilikle yorumlanabileceğini açıklarken aynı zamanda Freud’a yapılan eleştirilere de makul cevaplar veriyor.
Kitap okudukça artık kitapta seçici hale geliniyor. Bir kitabın içeriği kadar; kapak tasarımı, baskı kalitesi, çevrilirken kullanılan dil. Bunların hepsi belirleyici etken oluyor. Pinhan Yayınları bu kitapta harika bir işçilik çıkarmış. Hem kullanılan dil hem de kitabın baskı unsurları inanılmaz iyiydi. Özellikle çevirirken daha akademik(!) olmak için neredeyse artık kullanımı tedavülden kalkmış kelimeler yerine yalın ve akıcı bir dil kullandıkları için teşekkür ediyorum.