Varoluşçu-Hümanistik Yaklaşıma Göre Depresyonun Etiyolojisi ve Tedavi Modelleri

           Varoluşçu yaklaşım temelini varoluşçu felsefeden almaktadır. Varoluşçuluğa göre evrende kendi varlığını kendi yaratan tek canlı insandır. İnsan var olduğunun farkındadır, bir çiçek, çiçekliğini kendisi yapmaz ama bir insan insanlığını kendisi yapar. İyi veya kötü olmak, hangi yoldan gideceğini seçmek insana aittir ve insan hangi yoldan giderse veya değerlerini nasıl yapılandırırsa öyle var olur. İnsanın doğada yol göstericisi yine kendisidir. İnsan özgür bir varlıktır fakat bu özgürlüğün getirdiği sorumluluk getirir. Dolayısıyla insan sorumlu olabildiği kadar özgürdür. Varoluş anksiyetesi bu sorumluluğun farkında olmaktır. Hayvanlar etrafında olup bitenlerin farkındadır ama insan farkında olduğunun da farkındadır. Doğmuş olduğunun farkındadır, evrendeki her varlık gibi, bir gün öleceğinin de farkındadır. Ölümün mutlak olduğunun farkında olmak insanda yokluk ve hiçlik duygusunu oluşturur. İnsanın içine düştüğü bu bunalım, insanı bu sonlu yaşam süresinde anlamlı ve doyumlu yaşayıp yaşayamadığı konusunda kaygılandırır (Geçtan, 1974) Tam bu noktada psikanalistlerden ayrılan varoluşçulara göre kaygı kişinin yaşamını anlamlı ve doyurması geçirmesi için, kendini gerçekleştirebilmesi için gerekli ve olumlu bir etkendir.

            Buna göre insanın en temel arayışı hayatını doyumlu ve anlamlı yaşamaktır. Varoluşçu yaklaşımda depresif bir kişi tanımlanırken; yaşamın sorumluluklarını üstlenemeyen, dolayısıyla bağımsız, otantik ve özgür olamayan kişi olarak tanımlanmıştır (Altun, 2015) Özgür ve bağımsız olamayan, sorumluluk alamayan kişi, başkalarının beklentilerine göre yaşamaya çalışarak onların sevgisinden mahrum kalmamaya çalışmaktadır. Yalom’a göre varoluş anksiyetesinin uzun sürmesi durumunda kişide depresyon görülmeye başlar (Tüfekçi, 2018)

            Varoluşçu terapinin temel amacı, kişinin yaşamlarını anlamlı ve doyumlu yaşamaları için, sorumluluk almaları ve farkında olmalarını sağlamaktır. Terapi sürecinde danışan ile danışman arasındaki terapötik ilişkinin doğru, empatik, içten ve destekleyici bir biçimde olması bu sürecin sağlıklı bir şekilde ilerlemesine sebep olmaktadır (Demir, 2018; akt. Selligman, 2006) Depresif belirtileri şiddetli olmayan, intihar riski bulunmayan, hafif ve orta şiddete majör depresifler varoluşçu psikoterapiye uygun hastalardır (Altun, 2015; akt. Göka, 1997)

            Varoluşçu yaklaşımın bu kadar uzun süredir var olmasına rağmen, varoluşçu psikoterapinin, genel psikoterapilere göre ikincil, üçüncül planda kalmıştır. Varoluşçu psikoterapinin ikincil planda kalmasının sebebi, alanyazının çok karmaşık olması, varoluşçu psikoterapistlerin fikirlerinin homojen olmaması ve varoluşçu psikoterapinin deneysel olarak sınanamamasıdır (İlgar ve İlgar, 2019).


KAYNAKÇA

Altun, R. (2015). Dindarlık ve depresyon ilişkisi. Uluslararası Beşeri Bilimler ve Eğitim Dergisi, 1(1), 15-41.
Demir, V. (2018). Varoluşçu Yaklaşıma Dayalı Grup Terapisinin Bireylerin Ruhsal Belirti Düzeylerine Etkisi. Siirt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 6(11), 149-167.
Geçtan, E. (1974). Varoluşçu psikolojinin temel ilkeleri. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dergisi, 7(1), 14-17.
İlgar, M. Z., ve İlgar, S. C. (2019). Varoluşçu Psikolojik Danışma ve Psikoterapi: Teori ve Pratiği. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, 23(1), 193-220.
Tüfekçi, B. (2018). Bir iş yeri çalışanlarında yalnızlık, depresyon ve tükenmişliğin incelenmesi (Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, İstanbul). Erişim adresi http://katalog.marmara.edu.tr/veriler/yordambt/cokluortam/28477E1E-2440-D446-A432-B5403AF26657/FC6ED52A-1AF9-6444-954F-5D0745631523.pdf