Bugün düzenlemesi yeni biten Mecidiyeköy Meydanındaki sergiyi gezme fırsatı buldum ve orada bir cümle gördüm; “İnsan bozuk para gibidir; bir yüzünde mutluluk varsa diğer yüzünde de muhakkak mutsuzluk olmalıdır.” Bu söz, üzerine uzunca zamandır düşündüğüm ve terapilerde sıklıkla bahsettiğim mutsuzluk hakkında bu yazıyı yazmama önayak oldu.
Burada mutsuzluğun bilimsel temelini anlatıp sizleri kaynakçalara boğmayacağım. Daha çok sizlere bir sohbet edasında anlatıyor olacağım. Neden mutsuz olmalıyız ya da mutsuz olmaya hakkımız var mı? Mutsuzluk bizim için ne ifade ediyor? Neden önemli mutsuz olmak? Sürekli mutlu mu olmalıyız? Kafamda bu ve benzeri milyon tane soru dönerken kendimce cevaplar buldum ve bu soruları benim için daha anlamlı hale getirdim. Şimdi biraz size bunlardan bahsedeceğim.
Son zamanlarda, ki bu yaklaşık son on seneye tekabül ediyor, inanılmaz derecede mutluluk pompalanıyor. Kişisel gelişim (?) zirveleri, alanında uzman terapistler (?), medya, çevre ve herkes ama herkes bize mutlu olmamız gerektiğini söylüyor. Bense tüm bunların aksine mutsuz olmamız gerektiğini söylüyorum. Neden? Çünkü gerçekten buna ihtiyacımız var. İnsan bastırdığı duyguların esiridir. Sürekli mutlu olma çabamızla beraber mutsuzluğu yok sayıyoruz, onu bastırıyoruz. Biz psikologlar çok iyi biliyoruz ki bastırılan duygu bir şekilde açığa çıkmak zorunda. Şimdi bu düşünceyle yaklaştığımız zaman son on yıldır ülkemizde mutsuz olmanın “tü, kaka” olarak görülmesi sebebiyle insanların sürekli mutlu olma çabası ve kocaman bastırılmış bir mutsuzluğa sahip olmaları ne gibi sonuçlar ortaya çıkarır?
Herkes sadece sürekli mutlu olunması gerektiğinden bahsediyor ama kimse nasılından bahsetmiyor. Nasıl sürekli mutlu olabiliriz? Diyelim ki sürekli mutlu olmanın yolunu bulduk ve gerçekten de sürekli mutluyuz. O zaman mutluluğun bir anlamı kalır mı? Yani sürekli olarak tok olduğunuzu düşünün, tok olmanın bir anlamı kalır mı? En lezzetli yemeklerinizi çok acıktıktan sonra yemediniz mi? Sürekli olarak gündüz vakti olduğunu düşünelim, gündüzn bir anlamı kalır mı? Gece olmasaydı eğer gündüz diye bir şeyin varlığından habersiz olurduk. İşte mutsuzluk da tam olarak böyle bir şey. Mutsuzluk, mutlu olmanın zıttı değil aksine onu tamamlayan, onu var eden bir duygu.
Mutlu olmak için, mutluluktan konuşabilmek için önce mutsuzluğun varlığını kabul etmemiz gerekiyor. Kavramlara ve duygulara atfettiklerimizi gözden geçirmemiz gerekiyor. Hepimizin büyük bir mutsuzluğa ihtiyacı var. Hepimizin ağlamaya, üzülmeye hatta döğünmeye ihtiyacı var. Bunu inkar edemeyiz. Bu durumu kabul edip mutsuzluğumuzla barışmamız gerekiyor. Hepimiz zor zamanlardan geçebiliriz, geçmeliyiz de. Tüm bunları bastırmadan yaşamalıyız. Hepimizin ağlamaya, mutsuz olmaya hakkı var. Mutsuz olduğumuz için suçluluk hissetmemeli, kimseden utanmamalıyız.
Mutsuzluğu bir an önce normalleştirmemiz gerekiyor. Ona sanki bir öcü gibi yaklaşmadan, bunun normal olduğunu önce kendimize ondan sonra etrafımızdaki insanlara anlatmamız gerekiyor. Çünkü mutsuzluk var ve hepimiz mutsuz olabiliyoruz. Sadece mutluluğun varlığını kabul edip, mutsuzluğu yok saydığımız müddetçe asla mutlu olamayacağımız kısır bir döngüye giriyoruz. Hadi bu yazıyı okuduğunuz zaman oturun ve düşünün, “mutsuz olmak sizin için ne ifade ediyor?”