Özge Özpirinçci ve Salih Bademci’nin başrollerini paylaştığı sekiz bölümlü bu dizinin ilk altı bölümünde ilişkilerinin on yılı anlatılıyor. Bu süreç, on yıllık bir aralığı birbirine yaklaşan zaman dilimleriyle işlenmiş. Son iki bölümünde ise Barış ve Deniz’in ayrılıklarından sonra yaşadıkları bireysel süreçleri görüyoruz.
İzleyiciye iki partnerin de gözünden sunulmuş olaylar. Yani tarafsız bir anlatım söz konusu. Ayrıca kahramanların hisleri sahneleyişlerinin abartısız yoğunluğu sayesinde izleyiciye geçen notalar çok yerinde.
Deniz ve Barış’ın çok hızlı bir şekilde birbirlerine kapıldıklarını görüyoruz. Zıt kutupların birbirlerinin travmalarını tetiklemesinin bir çekim oluştuğu fikrini adeta gözler önüne seren bir dizi. Fakat ben bu hızı biraz da Deniz’in bir yas döneminde olmasından dolayı nevrotik ihtiyaçlarının daha yoğun hissetmesinin çekim gücünü arttırmasına bağlıyorum. Tabii burada yasının niteliği de önemli. Annesinin yasını yaşadığı için baba – romantik partner ilişkisinin tetikleyen bir tarafı da var.
AFİŞ ANALİZİ

Dizi afişi bize adeta ying yang sembolüne benzerliğiyle mesaj vermek istemiş. Ying yang kuramına göre karşıt kutuplar sürekli ve birlikte var olabilirler. Yani birbirlerine var olmak için bağımlıdırlar. Bu imgede iki farklı renkte ve birbirinin içine akan iki damla gibi gösterilmişler.
Fakat bu romantik imgelem bize bu dizide mutlu ve doyumu yüksek bir ilişki izleyeceğimiz yönünden bir aldatmaca olmasın. Çünkü Deniz ve Barış birbirlerinin travmalarından o kadar çok besleniyorlar ki bu onları zamanla yiyip bitiriyor. Yani bu dizide çoğu zaman işlevsel olmayan romantik ilişki dinamiklerini görüyoruz.
Şimdi tutkularının nasıl evirildiğini görelim. Deniz ve Barış’ın geçmişlerine göz kırpacağız ve birkaç dinamiğe göz atacağız.
PARTNERLERİN ANALİZİ: ÇOCUKLUĞA İNELİM

Barış’ın hayat hikayesine bakacak olursak yetersizlik ve değersizlik şemalarının bir hayli yer edinmiş olduğunu görürüz. Barış, ihmalkâr bir baba ve aşırı korumacı annenin tek çocuğudur. On yaşında abisini bir araba kazasında kaybetmiştir. Fakat ebeveynlerinin çocuklarının yasını sağlıklı bir şekilde atlatamamasından dolayı ebeveyn rolleri işlevsel olmayan tutumlara şekillenmiştir. Vefat eden abisi adeta hala hayattaymışçasına gözler önündedir ve nispeten ailenin ilgi odağıdır. Yani Barış’ta ikinci kardeş etkilerini görebilmekteyiz. Göz önünde olabilme ve ilgiyi üstüne çekebilme arzusundan dolayı sahne sanatlarına yönelmiş fakat güçlü aşağılık kompleksinden dolayı tutunamamıştır. Barış, işinde mutsuz bir ilaç firması çalışanı. Belli ki özellikle babasının ilgisini istediği gibi üstüne çekememesinin yaşam hedefi ile kurgusal hedefinin birbirinden ayrışmasına ve dolayısıyla aşağılık kompleksinin güçlenmesine büyük katkısı var diyebiliriz.
Annesinin aşırı korumacı tavrı Barış’ın özellikle romantik ilişkilerinde sevgi ve onay ihtiyacı gibi insanlara yönelimli işlevsel olmayan eğilimlerine katkıda bulunmuş. Dolayısıyla romantik ilişkilerinde yönlendirilen taraf olmayı arzuluyor. Ev içindeki iş paylaşımındaki sorumsuzlukları, kendi evindeyken bile Deniz’in basit kararları vermesi gibi…

Deniz’e gelecek olursak… Deniz, iki çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu. Bu noktada abisinden farklı olma yolunda gittiğini, kendi değerlerine göre abisinin yetersiz kaldığı noktaları daha uç yaşadığını ve hayatında yücelttiğini görüyoruz. Örneğin abisiyle düğün değerlerindeki ayrışmaları: Deniz, özensiz makyaj, saç ve gelinlikle düğününe geç kalıyor. Oysa abisinin düğünü için sıklıkla gördüğümüz o ince planlanmış düğünlerin tıpatıp aynısıydı demek yeridir. Ayrıca ailede büyük kardeşin gölgesinde kendini görünür kılabilmek adına daha dikkat çekici davranış ve tutumlarının olduğunu görüyoruz. Ergenlikteki isyancı tavırlarına dair anıları, makyaj ve kıyafetlerinin renkliliği… Bu güç istenci ardından gelişmiş olan kontrolcü yanına da yansımış olabilir. Fakat görüyoruz ki Deniz kendi yolunda gitmeyi başarmış biri. Hayatının bir evresinden sonra hayalindeki mesleği yapıyor.
Deniz’in erken çocukluğundan başlayan baba travmaları var. Babasını hem baba rolünde hem de annesiyle olan birlikteliğindeki eş rolünde güvenilmez biri olarak görüyor. Zamanla bu, erkeklerin romantik ilişkilerde güvenilmez olacağı, babaların çocuğu ile anne olarak kendisi kadar iyi ilgilenemeyeceği, bir çocuğu olursa onun gibi hayal kırıklığına uğrayacağı gibi işlevsel olmayan birtakım düşünce ve inançlara evirilmiş. Bunlar evliliğe ve çocuk sahibi olmaya yönelik başlangıçtaki tutumlarında görülüyor. Ayrıca bu travmaları, ilişkide baskın ve yönetici konuma evirilmesine yani işlevsel olmayan güç ihtiyacının gün yüzüne çıkmasına katkıda bulunuyor. Deniz’in bir çocuk sahibi olduktan sonra aşırı kontrolcü tavırlarının arttığını ve çoğunlukla çocuğu etrafında yoğunlaştığını görüyoruz. Barış’ın çocuklarıyla kendisi kadar iyi ilgilenemeyeceğini düşünüyor. Deniz’e göre ‘tıpkı babası gibi Barış da hata yapıp çocuğunu hayal kırıklığına uğratabilir’. Dolayısıyla çocuğa yönelik iş paylaşımlarının çoğunda Barış’ı uzak tutup kendisi üstleniyor.
ŞUNU BELİRTMEKTE FAYDA VAR:
Şunu belirtmekte fayda var. Elbette biz tamamen yukarıda bağlantılı olduğunu saptadığımız tüm neden sonuç ilişkileriyle belirlenmiş canlılar değiliz. Şöyle düşünebiliriz: Bu bağlantılar bir olasılık havuzunda bulunur, deneyim ve algılarımızın süzgecinden geçerek yeni dinamiklerimiz belirlenir. Yani aslında hepimiz biriciğiz. Eğer dinamiklerin taşları kuramlara göre yerine oturuyor ise determinist yaklaşımdan faydalanabilmek mümkündür. Yukarıdaki analiz, sadece Yeni Freud’cu kuramların perspektifine uygun olduğu için bu şekilde ele alındı.