Uzun zamandır yazı yazmıyordum ancak uzun bir düşün sürecindeydim. Bu aralar seanslarda sıklıkla bu soruyu soruyorum danışanlarıma. Yaptıklarınız hangi zaman ve durumda doğru? Bu soruya bir cevap verebilmek için öncelikle mutlak doğru ve yanlış kavramlarını biraz irdelemekte fayda var.
Mutlak doğru/yanlış, bir durumun her zaman ve durumda yanlış/doğru kabul edilmesi olarak ele alınabilir. Şimdi bu tanım üzerinden gittiğimiz zaman yapacağımız herhangi bir davranışın her zaman ve durumda doğru olmasını beklemek ne kadar akılcı? Kendimize mutlak doğruyu bulma görevi ile yüklediğimiz kaygı ne kadar insancıl? Neden böyle insanüstü bir beklenti içerisindeyiz? Belki de beklentinin insanüstü olduğunun farkında değiliz. Ancak her ne durumda olursa olsun insan doğruyu bulma kaygısıyla yanlışa yönelme eğilimindedir.
“Bu hayatta kendine yapacağın en büyük kötülük nedir biliyor musun? Bir duygunun esaretinde yaşamak”
Geçtiğimiz günlerde seansa girerken afili bir şekilde danışana: “Bu hayatta kendine yapacağın en büyük kötülük nedir biliyor musun? Bir duygunun esaretinde yaşamak” dedim. Tabi cümle aslında başlı başlına irdelenmesi ve uzun uzun incelenmesi gereken bir durum ancak biz bu konu özelinde bu cümleden payımıza düşeni alacağız. Bir duygununun esaretinde yaşamak ne demek? Bu cümleyi şöyle örneklendirebiliriz. Ben buraya üzüntü diyeceğim ama siz üzüntü yerine x bir duygu koyabilirsiniz. Mesela üzülmekten korkuyor, kaçıyor ve bir noktada üzüntünün güdümünde bir hayat yaşıyorsunuz. Bu durum kişinin davranışlarının üzülmemek çevresinde kurgulamasına yol açar. Ancak bir danışanımın da dediği gibi hiçbirimiz medyum ya da kahin değiliz. Dolayısıyla eyleme koyacağımız davranışımızın sonucunu ancak tahmin edebiliriz. Bu davranışın sonucunda asla emin olamayız. Nihayetinde bin defa yazı turada para yazı gelmiş olsun binbirinci atışta yazı ya da tura gelme ihtimali yine yüzde ellidir. Kaldı ki tahminimiz gerçekten doğru çıkabilir ve inanılmaz bir şekilde üzülebiliriz. Ancak üzülmekten neden bu denli korkalım ki? Tam burada duygu meselesini kapatıyorum. Dediğim gibi o başka bir yazının konusu.
Hata yapmak fırsatını Adem’e veren sendin
bilemedim onun talihinden ne kadar düştü bana
İsmet Özel, Münacaat
Duygularla ilgili olan paragrafın ışığında, bizler yanlış yapmak kaygısının esaretinde yaşamamamız gerektiği sonucunu çıkarmışızdır diye umuyorum. Çok klişe bir laf vardır; “hata yapmaktan korkarsan, muhakkak hata yaparsın.” Aslında biraz da bu yazının temeli bu cümleye dayanıyor. İsmet Özel’in Münacaat şiirinde dediği gibi “hata yapmak fırsatını Adem’e veren sendin, bilemedim onun talihinden ne kadar düştü bana” hepimiz payımıza düştüğü kadar hata yapacağımızın farkında olmalıyız. Lisede tarih dersinde söylenen her olayı o zamanın şartlarına göre değerlendirme prensibini kendi hayatımızda da uygulamamız gerekiyor. Bundan üç sene önce yaptığımız bir doğrunun tüm zaman ve durumlarda doğru olmasını beklemeden, yeni zamanın gerektirdiği doğrular yapmayı hepinize öneriyorum.