Otoriteye Nasıl Boyun Eğiyoruz?

Tanıdığınız insanların bir gün otoriteye itaat sonucunda birer işkenceciye dönüşeceğini söyleseler ne düşünürdünüz? Peki sizce sıradan hayat yaşayan bir insan, kendisi gibi bir insana zulmetmekte veya acı çektirmekte ne kadar ileri gidebilir? Evet bu soruların cevapları için sizleri okumaya davet ediyoruz.

Milgram Deneyi, Stanley Milgram’ın II. Dünya Savaşı’nda gözlemlediği Naziler ’den yola çıkarak, insanlar neden itaat eder sorusuna cevap bulması ile başlar.

Milgram deneyinin temel unsurlarından olan ve fark etmeden günlük hayatımızda itaat ettiğimiz otoriteler davranışlarımıza yön verir.

Peki nedir bu otorite? “Otorite” kelimesinin sözlük anlamına bakarsak “düşünce, fikir ve davranışı etkileme veya yönlendirme gücü” olarak tanımlanır.
Deney, Nazi savaş suçlusu Adolf Eichmann’ın, otoritenin emirlerine uyduğu ve bunun sonucunda insanlara işkence ederek mahkemede yargılanmasından tam 3 ay sonra Temmuz 1961 yılında başladı.

Nasıl Uygulandı?
Deneyin odak noktası, deneklerin araştırmacının emirleriyle ne kadar elektrik şoku vermeye razı olduklarıdır.

Deney Yale Üniversitesi’nde özel olarak hazırlanan bir bölümde gerçekleşti. Denekler gazete ilanı yoluyla toplandı. Bu ilanda bir saat süren deneyin sonuna kadar kalmaları halinde 4.50 dolar verileceği söylendi. Denekler 20-50 yaş aralığından oluşan 40 kişiydi.

Deneklere, öğrenmeye ilişkin olumsuz pekiştirme deneyleri hakkında bilgi toplanacağı ve öğrenme deneyi bağlamında öğrenci durumundaki kurbana her yanlış yaptığında giderek arttırılan elektrik şoku vererek öğrenmede cezanın etkisinin ölçüleceği bilgisi verilmiştir. Ceza, hafiften tehlikeliye olmak üzere 30 (otuz) kademeli şekilde bir şok jeneratörü aracılığı ile elektrik vermeyi içermektedir. Deneyin uygulanması için asli olarak 3 (üç) bileşen içermektedir. Denek (öğretmen), deneğin deneyi üzerinde uyguladığı kurban (öğrenci) ve otorite olarak araştırmacı

Gidişat
Deney başlamadan önce, denekler ve kurbanlara kura çekildi. Aslında deney gözlemcisi ve kurban rolündeki “öğrenci” işbirliği yapıyorlardı fakat deneklerin olan bitenden haberi yoktu. Önceden ayarlanan kura ile denek olan kişilere öğretmen rolü çıktı. Öğretmen rolündeki deneklere öğrencilere soru sorması ve yanlış cevap vermeleri durumunda başlangıç olarak 45 voltluk bir elektrik şoku vermeleri gerektiği söylendi. Deneklere ise öğrencinin başlangıç seviyesinin farkında olması için 45 voltluk bir şok uygulandı.

Deneyde işbirlikçi olan öğrenci sorulara sık sık yanlış cevaplar verir. Denekler, her yanlış cevap için voltajı arttırarak elektrik şoku verirler aslında gerçekte öğrenciye hiçbir şekilde elektrik şok verilmemiştir. Şok makinesine bağlı olarak daha önce kaydedilmiş olan ses kayıtları açılır.

Örneğin 75 voltta öğrenciden acı bir inleme, 180 voltta “dayanamıyorum artık, kesin şunu!” diyerek çaresizce bağırtılar açılır.

Araştırmacı Emirleri
Denek, deneyin herhangi bir aşamasında deneyi durdurmak istediğinde, araştırmacı;
•Lütfen devam ediniz.
•Deney için devam etmeniz gerekiyor.
•Devam etmeniz kesinlikle çok önemli.
•Başka seçeneğiniz yok, devam etmek “zorundasınız”.

Yukarıda ki sırayla sözlü uyarılarda bulunmuştur. Dördüncü uyarı sonunda denek hala ısrar ediyor ise deney durdurulmaktadır.

Milgram Deneyi Uygulanmadan Önce Deney uygulanmadan önce pek çok akademisyen ve öğrencilere 450 voltluk şoku verip vermeyecekleri sorulmuş ve anket sonucunda akademisyen ve öğrenciler sadist eğilimli birkaç kişi haricinde kimsenin bunu yapmayacağını öngördüklerini söylemiştir. Fakat yapılan deney tam tersi sonuca ulaşmıştır.

Sonuç
Deney sonucunda 40 denek içerisinden 26’sının vicdanlarıyla tartışmalarına rağmen en yüksek volt olan 450’yi uygulamışlardır. Katılımcıların hiçbiri 300 volt öncesi durmamıştır. 5 denek 300, 4 denek 315’te durmuştur. 14 denek, kurban itiraz edip cevap vermeyi reddedince deneyi durdurmuşlardır. Deney esnasında deneklerde aşırı terleme, titreme, kekeleme gibi duygusal endişelerin tipik özellikleri görülmüştür.
Bazı deneklerde ise gerilim sırasında beklenen aksine gülme krizleri görülmüştür.

Milgram’ın gözlem ve izlenim sonuçlarına bakarsak, denekler deney ortamını ne kadar terk etmek isteseler bile oradan ayrılmak için gerekli iç kaynaklara sahip değildiler. Onları bir şekilde oraya bağlayan faktörler vardı.

Sebeplerden ilki devam etmesini sağlayan “tutucu faktörler” arasında “kibarlık, deneyciye önceden verdiği yardım edeceği sözünü tutmak ve vazgeçmenin vereceği gariplik” sayılabilir. İkinci olarak hayatı boyunca otoriteye uyum sağlamak zorunda olarak büyütülmesi gösterilebilir.
İtaat sebeplerinden bir başkası ise otorite olan araştırmacının beyaz önlüğü ve sert tavrı sunulabilir. Bu durumun bilim insanlara olan güvenden kaynaklandığı öne sürülmüştür.

Etik
Deneyin katılımcılar üzerinde ciddi baskı ve stres oluşturması sebebiyle etiklik açısından oldukça konuşulmuştur. Günümüz şartlarında bu tarz bir deneyin yapılması pek mümkün olmamakla birlikte farklı zaman ve şekillerde uygulanmaya devam etmiş sonuçları da hemen hemen benzer olarak gözlemlenmiştir.

Aslında deney ayrıntılı incelendiğinde bizlere günlük yaşantılarımız sonucunda kendi fikirlerimiz ve otoriteler tarafından bize söylenenler arasında çatışmamız durumunda neden otoritenin bazı durumlarda daha ağır bastığını anlamlandırmamızı sağlıyor.