Rüyalar ve Rüya Analizleri

Photo by Mo Eid on Pexels.com

“Ruh asla imgesiz düşünmez.” (Aristotales, 1987)

Freud, “Düşlerin Yorumu” isimli kitabında rüyaların amacının bilinçdışı güdülerin yerine getirilmesi olduğunu söyler. Düşlerimizde gördüğümüz olaylar ya da durumlar gerçek hayatta yaşanması mümkün olmayan arzularımızı yansıtır çoğu zaman. Bu durumu Freud şöyle açıklar; rüyalar bir kaçakçıya benzer, yani hem kabul görmeyecek olan gizli arzularımızı yaşama keyfini bize verir hem de bunun için bizi bir denetime tabii tutmaz. Hem uyuma arzumuzu doyurur hem de bizi o an için bir bekçi gibi korur. Ancak rüyalar her zaman gizli arzularımızı konu almaz, kimi zaman gördüğümüz kabuslarla o anlar bizim için korkutucu zaman dilimlerine dönüşebilir. Yine Freud bunun için şöyle söyler; rüyalar iç dünyamızın sığınağı, kabuslar ise iç dünyamızın gerçekler karşısında donakaldığı yerdir çünkü rüyalar gizli arzularımızı yansıtırken; kabuslar çoğu zaman travmatik anlarımızı karşımıza çıkarır.

Rüyaların yorumlanma süreci ise kişiden kişiye değişen bir durum olmakla birlikte; kişiye özgü olan biricik bir durumdur. Bazen toplum içinde rüyaların gelecekten haber getirdiğine veya yalnızca tek bir anlamı olduğu düşünüldüğüne şahit olabiliriz. Ancak kimisi için sıradan görünen bir özne, bir başkası için farklı anlamlar barındırabilmesinin yanı sıra; rüyaların gelecekten bir haber getirme düşüncesi pek mümkün olan bir durum olmayacaktır. Yani görülen rüyaları yorumlamayı bir keşif süreci olarak adlandırabiliriz. Bu keşif sürecinde asıl önemli olan nokta; rüyayı gören kişinin çağrışımlarını anlamakla mümkün olur. Simgesel bir dil olan düşleri ancak o simgelerin kişi için ne anlama geldiğini bilirsek anlamlı bir zemine yaslayabiliriz. Ve anlamlandırmaya çalıştığımız bu yoğun bilinç sürecinin çoğu zaman zihninize eşlik ettiğine tanık olabilirsiniz çünkü Aristo’nun dediği gibi; “Ruh asla imgesiz düşünmez.”