İntihara Farklı Bir Bakış

Doğamıza aykırı olan hiçbir durum için meşrulaştırmaya gidilemez.

Bu yazıda; insana, onun bilincine ait olmayan sonsuzluk ile esaret olgularıyla, bu olguların meşrulaştırma girişimlerine eleştirel bir bakış açısı getirilecektir. İntihar fikri ise bu noktada köprü görevi gören ve hem sonsuzluğa hem de özgürlüğe karşı belli ortak fikirler barındıran yazımızın kilit noktasını oluşturacaktır. İntihar ile sonsuzluk ilişkisi nedir, sonsuzluk ve esaret neden meşrulaştırılmamalıdır, intihar bize kendimizden en önemli neyi hatırlatır, bu sorulara cevap arayacağız. Sonsuzluktan intihar fikrine, köprü olan intihar fikrinden özgürlüğe giden bu zincirleme bağlantıda öncelikli amacımız cevap aramak değil, sorgulamak olmalı çünkü bir diğer bize özgü olan sorgulama bilincini de yok edip insanlıktan sıyrılmak istemeyiz, öyle değil mi?

1) İnsan Bilincine Aykırılık: Sonsuzluk Fikri

Sonsuzluğa karşı olan bu ilgimiz gerçekten mantığa değer birtakım argümanlar mı içerir, yoksa biz var olan sonlu dünya düzeninde olan kaostan kopmak için mi bu bildiklerimize, meydan okuyan düşünceye istemsizce merak duyuyoruz?

En başında siyaset bilimi, sonlu olan kaynakların topluma sorunsuzca paylaşılması için ortaya konmuştur. Akabinde ekonomi biliminin amaçları da aynı doğrultuda paralellik gösterir. Kapitalist düzen bile sonsuz bir mutluluk, sürekli iyilik, sağlık, güç, zenginlik vaat ederek aynı zamanda insan psikolojisini akıllıca çözüp ödül mekanizmasını kullanarak kendi sürekliğini sağlayan ve sonsuzluk fikrine bizi aşılayan bir sosyoekonomik düzen olarak karşımıza çıkar.

Ne siyaset ne de kapitalist ekonomik düzen istenilen derecede bir sorunsuz dünya yaratmamıştır. Kaynaklar halen sorunsuzca paylaşılmaz.  Pratikte karşımıza çıkan savaşlar, zor kullanım, tahakküm, güç dengeleri, gücün orantısız dağılımı, ölümün geciktirilmeye çalışılması, üzüntünün ve kederin kayda değer duygular olmayıp ötekileştirilmesi ve sonsuz mutluluğa ulaşmak için yapılanlar ile bu doğrultuda maddi, manevi her şeyini ortaya koymaya çalışan bizler.  Manzaralar hiç de sonsuzluk fikrinin iç açıcı yanlarına odaklanmış görünmüyor. Yine de sonsuzluğa olan ilgimiz bu noktada da sınırlı değil.

2) Bir Bağlantı: Sonsuz Hiçlik ve İntihar Fikri

Kişi her ne sebep ve düşünce örüntüsü sonucunda hayatına son vermeye karar kılsa da, kendisini neyin beklediği sonucu sonsuz bir hiçliktir. Diyebilirsiniz ki, bu düşünce sadece inançsız kimseler için geçerli olabilir. Aslında nereden baktığınızla ilişkili olarak sizin fikrinizi değiştirebilirim. Soruyu şöyle de düzenleyebiliriz; intihar etmek isteyen kimse ile sonsuzluk ilişkisi nasıl bir bağlama oturtulur. Bireyler inançlı olsun ya da olmasın sonsuzluğa ya da sonsuz hiçliğe ulaşmak isteyedursun, bizi kaçtıkları, kurtulmak istedikleri fikirler ve hisler ilgilendirir. Bireyler deneyimlenen bir acıyla baş etme gücünü artık gösteremeyebilir. Hayatı anlamsız ve değersiz bulabilir. İşin sonucunda tüm nedenleri sıralasak dahi bizi sonucun temel olarak neye ulaştıracağı ilgilendirir. O kişi intihar eylemiyle sonsuzluğa kavuşmaz (tartışma konusu olduğu için olmaz dedim ama bunu siz lütfen kendi içinizde istişare edin) ama hislerinden, acılarından, amaçsızlık hissinden, değersizlik hissinden sonsuza kadar uzaklaşır.

Sonsuzluk kurtulduklarının varlığıyla çekici kılınır.

Bu eğer bir sonsuz hiçlik veya acının olmadığı bir sonsuzluk hayali söz konusu olsa dahi sonsuzluk fikrinin karşımıza bir nevi çözüm aracı olarak çıkmasına, onu öyle değerlendirmemize sebep verecektir. Gördüğümüz gibi sonsuzluğa yönelme intihar eyleminde bile bize bir şeyler vaat eder. İntihar fikriyle alakalı olarak daha fazla donanıma ihtiyacım olduğunu hissetsem de bu yazıyı yazma amacım intiharı bahsettiklerim yanında farklı bir düşünceyle yeniden ele almaktı. İntihar bize sonsuzluk dışında kaçırdığımız neyi vaat ediyor olabilir ya da intiharı düşünürken aslında kendimizden olan bir gerçeği nasıl görmezden geliyoruz. İşte odağımızı vermeniz gereken asıl nokta bu.

Hesaplamalarımız, değerlendirmelerimiz, duygularımızı yaşamamız nasıl olursa olsun en sonunda buna karar veririz. Dikkat çekmek istediğim; karar verme aşamamız ve bunun nasıl gerçekleştiği. Ne kadar bir seçenek gibi hissettirmese de intihar aslında maalesef ki bizim seçimimizdir. Yaşamak veya ölmek. Yaşamayı da ne kadar zor olsa da seçebiliriz aynı şekilde ölmeyi de. Bakın buraya dikkat etmemiz gerekir. İntiharın bir seçim olması neden önemlidir. Seçim olduğu noktasında neden bize umut vaat etmelidir. Çoğu zaman insan olarak irademiz dışında gerçekleşen pek çok şeyin sorumluluğunu alıp sonucundan dolayı suçluluk ve kaygı hissetmeye müsaitizdir. Kendimizi teselli etme noktamız ise yapılabilecek bir şeyin olmaması, bunun bizim dışımızdaki bir olgu dizisi tarafından gerçekleşmesidir. O rahatlık hissi ve evet benim dolayımla gerçekleşmedi fikri bizleri gerçekten teselli eder. İntihar bir seçimdir. Ne olmak istediğimizi veya neye dönüşmek istediğimizin seçimdir ama seçim yine bize aittir. Bunda özgürüzdür ve bu özgürlüğü biraz sorgulamalıyız.

Seçenek olması bize ne ifade etmeli. Bazen kader kısmet demek nasıl ki rahatlık veya dışsal bir olgu etkisi olarak bizi rahatlasa da sonuç olarak müdahalemiz dışında gerçekleşen bir şeyin sonucunda biz etkileniyoruz. Söz konusu edilgenlik konumu, sorumluluğun başka elden alınması anlamına gelmektedir. Kaza sonucu hayatını kaybeden bir kimseyi düşünelim. Bu kişinin ölümü için iki varsayımımız olsun. Birincisi gerekli müdahaleler yapılmasına rağmen kaybedilen bir kimse olasılığına denk gelsin. İkincisi ise ölümün karşı konulamaz bir şekilde gerçekleşmesinde sonuçlanmış olsun. Evet, ikinci varsayım daha rahatlatıcıdır ama birinci varsayım daha insancıl ve daha tatminkardır. Seçimleri ve değiştirilemez olguları kıyasladığımızda hangilerine karşı daha savunmasız ve aciziz, hangilerine karşı en azından bir sorumluluk alabiliyoruz ve kendimizi ortaya koyabiliyoruz? Tahmin edersiniz ki birinci durumda kendimizi ortaya koyma biçimimiz daha çok sorumluluk almayı, seçim yapmayı ve bununla kendimize bir şeyler çıkarmayı içerir. Benzer şekilde intihar etme olayı bir seçim öncesine dayandığı için, karar aşamasından ve ölümün gerçekleşmesine kadar insana özgü olan bir özgürlük anlayışı barındırdığı için intihara bakış açımız değişmelidir. Nitekim bakış açısının değişmesiyle intihar eyleminden vazgeçen bir kimseden bahsetmek istiyorum, söz konusu intihara bakış açısını geliştiren, bu yazıyı yazma fikrini aklıma sokan ve oldukça karamsar kabul edilen filozof Emil Cioran:

‘‘İntihar fikriyle her türlü şeye katlanabilirim, çünkü her şey bana bağlı. Kendimizi öldürmemize hiç gerek yok. Nihayetinde kendimizi istediğimiz zaman öldürebiliriz. Ama esas önemli olan şey bu fikri kafada taşımaktır.’’

Kendi sözlerinden anlaşılacağı gibi Emil Cioran intihar etmekten değil intihar fikrinden etkilenmiştir. Ona göre bu fikir benim de odak noktam olan özgürlük ve seçim alanına karşılık gelir. Peki bu seçim alanına ve özgürlüğe neden tutunmalıyız, biraz da bunu tartışalım.

3) İntiharın Ardındaki Gerçeklik: Özgür Bir Bilinç

Bahsettiğim bu insana dair olan özelliğimiz gözümüze hafif gelmemeli, ne de olsa bu fikir bir insanı intihar etmekten alıkoydu öyle değil mi? Öyle ki yazıyı okurken bu sebebin çok da göze gelmediğini hissettiyseniz, insan olmanın ne demek olduğuna ve sahip olduklarımızın onlara sahip olmadığımız versiyonuyla bizi nasıl etkileyebileceğine dair düşünsel bir muhakeme gerçekleştirmeye yöneldiğiniz sürece yaklaşımınız da bu noktada değişecektir. Aklıma hafife alabileceğimiz bu özgürlük hakkının elde edilebilmesi için tarihte yapılan mücadeleler ve bu kazanım için verilen canlar geldi. Ve bu hakkın ne kadar gerekli olduğunu bilen marjinal bilinçler…

Şu an sahip olduklarımız geçmişe kıyasla asla sahip olamayacağımızı düşündüğümüz ütopyalar dünyasından başka bir şey değildi. Yine de bazı cesaret isteyen, güçlü bir zihinsel yapıya sahip kimseler olmasaydı, şu anın gerçekliğinde bulunduğumuz ve bir zamanın ütopyası olan iyileştirici yaşamlarını bünyesine adım atmak şöyle dursun hayalini etmeye bile ulaşamazdık. Mevcut durumları mutlak doğru kabul eder, sorgulamazdık. Sahip olunan her şeyin kıymetinin bilinmesi onun kaybedilmesiyle bir derece yaşansa da o yokmuş gibi davranarak da gerçekleşir. Bu diğer haliyle yaşanan kayıp maalesef ki zayıf kimliklerin, sorumluluk almaya yanaşmayan benliklerin bir sorunudur.

Zayıf diye tabirde bulunmam lütfen sizi rahatsız etmesin, ben zayıflıktan nefret ettiğimin ötesinde kendi zayıflığımdan daha çok şikayetçiyim. Ama bu zayıf olma hali aslında hem özgürlük hem intihar fikrinde gizli olan bir umuda yer verir. Her zaman gelişmek için bir yol sunma potansiyeline sahiptir. Zayıflıktan rahatsız olmamız gereken nokta kesinlikle ve kesinlikle bunu konfor alanı ilan eden bilinçlere özgü olmalıdır.  Bizim derdimiz nasıl başladığımız ile ilgili olsaydı hiçbir zaman harekete geçebilecek yegâne motivasyonu elde edemezdik. Bu durumda üzerine çalışmamız gereken; nasıl bir yaşam inşa etmek istediğimiz ve nasıl evrimleşebileceğimizin kritiği olmalıdır. Bu kritiği yapma becerisi de özgürlüğün bünyesinde bulunan umudun bir hediyesidir. Özgürlüğün kendisi sorumluluk almaya, kendimizi ortaya koymaya ve kendimizi gerçekleştirmeye işaret eder. Bu görece zayıf olan kimselerin altından kalkabileceği bir durum değildir. Öyle ki zayıflığı seçmek de bir özgürlük belirtisi olarak sayılabilir. Bana kalırsa bu bir seçim değil, keyfi bir yerinde saymaktır.

Özgürlük gerçek tanımıyla istediğimizi yapabilmek değildir, yapabileceklerimizin farkına varıp bu doğrultuda amacımız ve inançlarımıza uygun düşen ve kendini gerçekleştirme, geliştirme amacından sapmayan bir yol çizebilme hakkıdır. Zayıf olmayı, yönlendirilmeyi seçmek bir seçim değil, insan olmaktan çıkma girişimidir. Evet, zayıf olmaya ve yönlendirilmeye müsaitizdir. Bu bir gerçek. Ama diğer bir duymak istemediğiniz gerçekse bu şekilde kalmanın ardında bir sorun aranmamasının yanlışlığıdır. Çabalamak ve neticenin tahminimizden farklı olması başka bir konudur. Ben bu işe hiç yanaşılmamasından ve bunun arkasına mantık dışı referanslar ile saklanılmasından bahsediyorum.

Şu an alone again diye bir şarkı dinliyorum, tatsız gerçeklik en sonunda yalnız kalsak dahi özgürlüğü mü seçmeliyiz diye soruyor. Ben de cevap veriyorum:

Yalnız kalmak çok daha dertse
Hayat bulmuş tüm hücrelerini amaçsızca heba etmekten;
Gizli yalnızlıkların kalabalığı nihai bir kandırmaca
İstesen de fark edemezsin çürümekten.

Sonsuzluğa bakışın ardından intiharın özünde yatan özgürlük fikrinin derinlerine inerken yeni bir tartışma konusu bizleri bekler gibi görünüyor. Ne kadar özgürüz, gerçekten özgürlük diye bir şey var mı? Tabi bu yeni bir deneme veya tartışma konusu olarak tekrardan ele alınabilir ancak anlatmakla olduğumuz umut hikayesi bitmiştir.