Çirkin Üvey Kardeş

Geçmişten süregelen güzellik algılarının korkunç yüzünü gösteren, “külkedisi” masalının acı bir uyarlaması olan bu film izlerken sizi çok zorlayabilir. Keza beni çok zorladı. Filmin çoğunda gözümü kapattım hatta bazı kısımlarda dayanamayarak sesi bile kapatarak sadece sahnenin bitmesini bekledim. Yeri geldiğinde dönemin kısıtlı imkanlarıyla yapılan burun ameliyatı veya yeterince güzel(!) olmayan bir kızı güzelleştirmek için yapılan ipek kirpik işlemi. Ama tabi bunlar günümüzde olduğu gibi kolay ve kısa, acısız işlemler değil. İzlerken, güzelleşip kendini prense beğendirmek isteyen kızımızın çığlıklarıyla beraber bu çektiği acıları sizde bir nebze bedeninizde hissediyorsunuz sanki. 

İlk başlarda elinde prensin yazmış olduğu şiir kitabıyla onu sadece masum fantezilerine konuk eden bu kızımız annesinin yapmış olduğu evlilikle taşındığı yeni evinde artık prensin yaşadığı kaleyi görebildiği kadar yaklaşmıştı ona. Daha sonrasında prensin uşağının getirdiği bir haber bu fantezilerinin gerçek olacağına olan inancını alevlendirmişti. Ama bir sorun vardı: Elvira yani prens için yanıp tutuşan bu kızımız, prensin onca kız arasında seçip evleneceği kadar güzel değildi. Üstüne üstlük en büyük rakibi olan üvey kardeşi çok daha güzeldi. Ayrıca paraya da ihtiyaçları olduğu bu noktada annesi devreye girmişti. Hem Elvira’yı güzelleştirmek hem de üvey kardeşi saf dışı bırakmak adına acı verici büyük adımlar atıyordu.

Prensin evleneceği kızı seçeceği baloya kadar Elvira çeşitli işlemlerden geçmişti; diş tellerinin çıkması, burun ameliyatı, ipek kirpik… Ayrıca bunlar da yeterli değildi bir de kilo vermesi gerekiyordu. En sevdiği yemek pasta olan bu kızımız için kilo vermek çok zordu fakat bu sözlerim sizi yanıltmasın tabii ki bunun için de bir çözüm yolu vardı. İşte bu noktadan sonra kızımızı öyle bir hırs bürüyordu ki artık gözü hiçbir şeyi, hiç kimseyi görmüyordu. Annesinin de müdahaleleriyle baloya kadar kızımız resmen bambaşka birine dönüşmüştü.

Balo günü kızımız prensi etkilemeyi başardı ve tam prens Elvira’yı dansa kaldıracakken kapıdan yüzünde tül örtülü sadece kıyafeti ve saçıyla prensimizi etkilemeyi başaran başka bir kız girmişti içeri. Prensimiz ne kadar kaba bir bey ki dans ettiği kızı ortada bırakıp hemen diğer kıza koşmuştu. 

Onunla dans etmek için sırada bir sürü beyefendi olmasına rağmen Elvira prensin karısı olma düşüncesine kendini o kadar kaptırmıştı ki dans ederken bile gözünü prensten ve yanındaki kızdan alamıyordu. Kaçınılmaz olarak bu kadar dans etmenin sonucunda o tül açıldı ve Elvira kızın üvey kardeşi olduğunu anladı.

Bunun üzerine koşarak balo salonunu terk eden üvey kardeş yolda ne tesadüf ki ayakkabısının tekini düşürdü. Ve prens bu ayakkabı kime olursa onunla evleneceğini söyledi. Eve gidip üvey kardeşini öldürme pahasına gözü dönmüş Elvira ayakkabının diğer tekini almıştı fakat bir sorun vardı ayakkabı ona küçük geliyordu. Sizce bu durum Elvira’yı prensin olmaktan alıkoyar mı? Tabii ki hayır. Elvira ne yapıp ne edip ayakkabıyı ayağına uydurmuştu. Ama prens ayakkabıyı denetmeye geldiğinde odasından çıkıp prensin yanına gidemeyecek kadar kötü bir haldeydi; yürüyemiyordu. Bütün çabalarının, çektiği acılarının boşa gittiğini gören Elvira’nın yardımına koşan küçük kız kardeşi olmuştu. En başından beri bu durumun saçmalığının farkında olan kardeşinin Elvira’yı acılarından kurtarmak adına bir miktar çaba göstermesiyle de filmimiz son buluyor. 

Özellikle Elvira karakteriyle kendi dünyasında yaşayan bir kızın annesinin yaptığı tercihlerden ne denli etkilendiğini, kendi dünyasından çıkıp başka bir yerde kabul görmek için çabaladığını görüyoruz. İlk başta onun vücuduna yapılan müdahaleleri annesinin belirlemesi ve bunun sonucunda acı çekmek zorunda kalan Elvira’nın bu işlemlerden sonra güzelleştikçe(!) annesinin onu kabul ettiğini ve daha çok sevdiğini fark etmesiyle beraber tabi bu noktada artık prensi elde etme hırsı da büyüyünce artık Elvira kendi kendine acı çektirmeye başlıyor. 

Günümüzdeki güzellik algılarını çok güzel bir şekilde betimlerken bunun kadınlar üzerindeki etkisine de yerinde atıflarda bulunuyor bu film. Kendi kendine eziyet edebilecek kadar gözü dönen kadınların yapabileceklerinin sınırı olmadığını göstermesi de bir diğer tanım olabilir. Bu filmin de bize gösterdiği üzere daha kaliteli yaşam standartlarına sahip olma arzusunun yanı sıra partner seçimi gibi bir yarışa dahil olmak da bu sınırıbelirleyen şeyler olabilir. Bu güzellik algılarının, toplumun dayattığı ‘olması gereken’ hayat koşulları ve cinsiyet rolleri bize daha çocukluğumuzda masallarla işlenmiş. Bu kadar eskiden, temelden gelen bir algıyı değiştirmek elbette çok zor. Fakat bunu değiştirmediğimiz takdirde yaşanabilecek ki belki de görmediğimiz, bilmediğimiz yerlerde birilerinin hayatında yaşanan bu senaryoyu bu filmle beraber görmüş oluyoruz.